Sunday, January 27, 2008

on artificial feelings and how real pain can get

it's that time of the year when i get stressed out the most because of the exams at the university. I get the least sleep on the daily basis, i gain weight and the stress becomes very real and visible on my body and face.

But, fortunately, i found the way that walks me through this personal hell of mine. I call it artificial happiness. It's the plain happiness feeling induced by hormones. Basically, every feeling is induced by hormones which is very much a physical thing. But i think it also involves the soul, even if not proven scientifically.

Whatever now, the thing is i do something that makes me feel better, even if temporarily. I watch an episode of a sit-com i like or i eat a piece of chocolate or take a walk or something or on some occasion i buy something that i really want. I am going to buy an mp3 player this week to induce some artificial happiness and later on i will slowly accesorize it to make me even feel better. The point of this is to make me just go through the tough times. After the exams are over i will definitely feel happier regardless i own high-tech gagdets or eat chocolate or whatever.

That kind of happiness cannot be "bought".It is caused by the big relief and that "fuck-it-all" feeling because a very serious issue is over. You are then happy even if the exams didn't go as well as planned. But it's all good in the end.

Tuesday, January 15, 2008

testing..

2008'in ilk iki haftasini geride birakirken sinavlar gitgide yaklasiyor. sinav stresinin kalan günle dogru orantili olarak logaritmik olarak arttigini düsünüyorum. ama günlük ders calisma süresinin karesiyle ters orantili olarak da düsüyordur. umarim.

henüz sinav dönemine konsantre olamadim. alman üniversite sisteminin bir garipligi olarak her dönem bir dersin bir sinavi oldugundan ve o sinavi 2 tekrar hakki bulundugundan stres hep artiyor. dersler bittikten belli bir süre sonra basliyor genelde sinavlar ve diger dönem baslayana kadar daginik bir sekilde oluyor tarihleri. sonucta 2, en fazla 3 hafta tatil oluyor sinavlarin bitiminden diger dönemin derslerinin baslangicina degin.

bu dönemki 3 hafta yaklasik. benim icin. her bölüme ve aldiginiz derslere/sinavlara göre degisiyor. bu 3 haftalik tatilin bir kismini gecirmek icin avrupa'da mük kemmel bir yere gitme planlarimiz var bir arkadasimla birlikte. bu planlarin ayrintilari kesinlestikce bildirecegim.

---

sinav döneminde konsantre olmak önemli, bu yüzden dikkat dagitici seylerden uzak durmaya ve yemek, uyku düzenime daha fazla dikkat etmek zorundayim. resmen iki bucuk aylik bir maraton oldugu icin bu kadar fazla dikkat gerekiyor. ayrica düzenli spor da günlük hayati düzene sokabilen en süper bi sey.

---

kt tunstall evleniyormus. sitesinden Copy Paste aktariyor ;
"He PROPOSED!!! AAAAAAAAARRR!!

...

Being an opportunist, I obviously said yes, and we’re gonna do the deed way up in the wild north before the end of the year. It feels smashing.
..."

Kendisine mutluluklar diliyorum, mecburen. Ama ona ben asiktim, elimi cabuk tutup önce ben teklif etmeliydim. damn!

Monday, December 31, 2007

yeni yil

Bu gece ucuyor olacagim insallah. Istanbul'a. 2008'e girerken de havada olacagim.

Gerci anlam veremiyorum yeni yil kutlamalarina. Alt tarafi insanin kendi yaptigi bir zaman hesabi sistemine göre bir rakam degisiyor.

Eglenmek ve parti icin iyi bir bahane. Ama onun disinda bir özelligi yok bence.

Istanbul'da bir hafta kalacagim sadece, olsun o da yeter diyorum. Vapurla bogazdan gecmek bile yeter.

Friday, December 21, 2007

soguk

Havalar buz gibi burada. Resmen donuyorum. Geceleri sifirin altina düsüyor sicaklik dereceleri.

Bu kadar soguk hava daha önce hic görmemistim. En son bir kis günü, kurban bayramiydi sanirim, Ankara'ya trenle gitmistim. Eskisehir bayagi soguktu. Ankara da yine soguktu. Ama Ankara'daki soguktan cok daha etkili buradaki soguk. Henüz -maalesef- Ankara'nin cografi olarak dogusuna gecmedigim icin oradaki havayi bilemeyecegim. Ama kicim donuyor.

Daha Aralik ayinda böyle soguksa, Subat'i düsünmek istemiyorum. Herhalde evde kaloriferi son ayarda acip hic disari cikmadan yasamanin yollarina bakarim daha da sogursa havalar.

Tuesday, December 18, 2007

rüya ve mesa/boogie

Rüyada Mesa Boogie amfi görmek neye isaret bilen varsa söylesin lütfen. Ya son zamanlarda kendimi amfi/gitar/efekt vesair seylere cok kaptirdim ya da bi yerden amfi gelecek.
Hani "bir yerden para gelecek" denir ya, onun gibi. Nasil espri ama. hehe. cok komigimdir.

Her neyse, bir gün belki hakikaten süperinden bir amfi alma sansim olur. Konuyla ilgili su linki uygun görüyorum kendime. Hadi eyvallah.

sonradan hatirlama editi : ayni rüyanin bir kisminda avrupa yakasi izliyordum. cok komik bir bölümüydü ve sürekli gülüyordum. sorun su ki en son türkiye'deyken izlerdim avrupa yakasi'ni, 2 bucuk sene olmus yani.

Saturday, December 15, 2007

metal müzik

Türkiye'de herhangi bir alanda farkli bir sey yapmak cesaret, sabir ister. Bu müzikte de böyle. Daha 90'larin ikinci yarisinda siyah tisört giydigi veya uzun sacli erkek oldugu icin satanist kabul edilip toplumsal lincin hedefi olarak gösterilen metal müzikseverlerin halini herkes bilir. Benim de metal müzikle tanismam o zamanlara denk geliyor aslinda. Tam olarak senesini hatirlamiyorum ama daha yeni yeni müzik dinlemeye basliyordum adam akilli.

Önceleri farkli müzik türlerinden sarkilari sevdigimi hatirliyorum. Ilkokulda Müslüm Gürses'in söyledigi "Daglarda Kar Olsaydim" sarkisini söylemistim mesela bir keresinde. Hazirlandigimi filan hatirliyorum bu sarkiyi yorumlamak icin. Cocukluk iste, ne düsünüyormusum bilemeyecegim. (Bu sarkiyi aslinda Ahmet Kaya söylüyormus. Hic Ahmet Kaya dinlemeyen biri olarak bilemiyorum tabi, zaten simdi de böyle sarkilardan oldukca uzagim.)

Sonra bir Mustafa Sandal kaseti almistim yine ilkokuldayken. Ismini bilemeyecegim fakat üstünde +, -, x, : isaretleri vardi kasetin. Hatta ":" isareti ilkokulda yaptigimiz tipteydi :

Ortaokulda da Eminönü'nde bir pasajin bir katinda izbe, depo gibi bir yere gidip Offspring'in cd'sini almistim "Conspiracy Of One"i. Eve gidip bilgisayara takip Original Prankster'i dinlemistim uyduruk 2 dolarlik hoparlörlerimden.

Yine ortaokulda müzik zevkimi koyacak janr ararken, bir arkadasim karisik bir Iron Maiden kaseti verdi bana ve müzik dinleyicisi olarak hayatim o gün degisti. Konser kayitlarindan olusan bir karisik kasetti bu. Fear Of The Dark cok ama cok hosuma gitmisti. Kaseti evdeki kasetlerden birinin üstüne dub ettim. Walkman'de ve evde sürekli onu dinliyordum. Herhalde hayatimda en cok dinledigim kaset odur. Hala evde bir yerlerde olmasi lazim.

En sonunda metal müzikle tanismistim. Artik sevdigim ve hic bikmayacagim müzik türünü bulmustum. Gittikce metal ve rock müzik ufkum genisledi ve metalin de en ekstremine kadar hepsini dinledim, hala da dinliyorum. Bir yerden sonra mal manowar fani modundan cikip diger türlerden de hosuma gidenleri dinlemeye basladim. Artik "metalci adam sadece metal dinler, distortionli gitar tonu olmayan müzik müzik degildir" mentalitesinden de kurtuldum, sevdigim metalin disinda bir türden sanatcilar da var. Bu da güzel bir sey. Her seyde acik görüslü olmak gerektigini düsünüyorum, öyle de liberalim yani.

---

Metal müzik Türkiye'de 2000'den sonra festivaller ve metal müzik klipleri de gösteren tv programlari sayesinde (özel tv kanallarindan bahsediyorum) simdiye kadar hic olmadigi kadar genis bir dinleyici ve takipci kitlesi edindi. Internetin bu konuda oynadigi rol de süphesiz cok büyük.

Önemli olan dinleyicilerin yerli gruplara destek vermesi. Konserlere gitmek ve özellikle cd'leri ve dvd'leri orijinal satin almak bu konuda herkese düsen bir görev. Parasi olup da -en azindan sik dinledigi- yerli gruplarin veya sarkicilarin orijinal cd'lerini almayip korsanini alan veya sadece internetten indirenler sevdikleri müzigin kendi ülkelerinde gelismesini istemiyor demektir. Zaten parasi olmayanlara bir sey demiyorum.

Yabanci gruplarin cd'lerinden bahsetmiyorum. Hem cok pahali oluyorlar, hem de internetten rahatca elde edilelebiliyor bunlar. Ayrica yabanci gruplarin cd'leri kendi ülkelerindeki dinleyicileri tarafindan yeteri kadar satin aliniyor. Konserleri ve turneleri de genelde basarili geciyor ve sirf konserlerden elde ettikleri gelirler müzige yatirim yapmalarina yeter, üstüne de yat-kat filan alirlar. Tabi genel olarak ticari basari saglayabilecek müzik türlerinden ve gruplardan söz ediyorum. Yoksa bir kuzey Avrupa ülkesinin 200 kisilik köylerindeki black/pagan metal yapan grubun milyon dolarlari yoktur. Ama yine de adam bir yandan kendi isini yaparak müzigini tanitacak ve gelistirecek kadar para kazaniyordur.

Her neyse, önemli olan, Türkiye'deki rock ve metal dinleyicisinin sevdigi ve dinledigi sanatcilari orijinal albümlerini alarak desteklemesi. Böylece sevdigi müzik türü ileride daha da gelisecek ve örnegin bir dvd cikaran sanatci pisman olmayacak.

bireysel silahlanma

zamaninda su yaziyi yazmisim bireysel silahlanma hakkinda :

sivillerin kendi sahislari adina tasima veya bulundurma ruhsati alarak ya da ruhsatsiz olarak silah edinmesi. atesli ya da atessiz.

"Ülkemizde 2005 yılı itibariyle, jandarma ve polis bölgesi olmak üzere toplam ruhsatlı silah sayısı 2.145.000'dir. 2003 yılı itibariyle Türkiye'deki ruhsatlı silah sayısı ise 1.954.303'tü."
kaynak: 28 Eylül 2005 Bireysel Silahsizlanma Günü Umut Vakfi Etkinlikleri TÜRKiYE'DE BiREYSEL SiLAHLANMA SORUNU: ÇÖZÜM ÖNERiLERi ARAMA TOPLANTISI Basin bildirgesi.
http://www.umut.org.tr/28...a_toplantisi_basin_04.htm

Ülkemizde bireysel silahlanma yüzünden ölen ve sakat kalan binlerce kurban var. Gün gectikce bu sayi artiyor. Medyada hergün bir sürü siddet haberiyle karsilasiyoruz. 16 yasinda cocuk arkadasini bogazindan bicakliyor ve bunun gibi bir sürü aci olay. Sonucta -allah korusun- bizden birinin cani yanmadikca, ocagi sönmedikce pek de önem vermiyoruz. Nasil olsa alisilmis haberler, hergün oluyor benzerleri.

Bunca olaya ragmen televizyonda alenen mafyanin vatansever gösterildigi diziler, filmler yayinlaniyor ve dünyanin rating'ini aliyor. Sinemada filmler yayinlaniyor ve yurtdisinda 16 belki de 18 yas siniri getirilen ayni filmi bizde herhangi bir kisitlama olmadan herkes izleyebiliyor.

Internet cafe'lerde 10-15 yasindaki cocuklar saatlerce vahset oyunlari oynuyorlar, arkadasini -oyunda- kafadan vurup öldürmenin rahatligiyla evlerine gidiyorlar.

Mac oluyor, Fenerbahce yeniyor ya da Galatasaray. Bir "spor" olan futbol müsabakasi sonucu 22 adamin pesinden kostugu bir top bir kaleye giriyor, ya da girmiyor. Hakemin cinsel tercihi tartisiliyor ve bitis düdügünden sonra sehir magandalari cikariyorlar tabancalari hatta tüfekleri. Ates ediyorlar havaya, o kursunun düstügü yer umurlarinda degil, önemli olan tuttuklari takimin maci kazanmis olmasi.

Sonuc olarak herkes özeniyor ates etmeye, belinde silahla gezen adam oluyor, "abi" oluyor, "baba" oluyor. Medya da atesliyor kendi silahini, olaylar daha da popülerlesiyor. Olan yüregi yanan analara oluyor. Iki gün sonra tekrar ayni bant...